Unutulmaması gereken nokta, SSVD denenip oradan acil sezaryene dönülen bir hastadaki enfeksiyon ve kanama riskinin, baştan beri sezaryen uygulanan bir hastaya oranla daha yüksek olduğudur. Bu nedenle, SSVD için hasta seçimi dikkatli yapılmalıdır. Öte yandan, SSVD denenip başarılı olunan bir hastada sezaryen ameliyatına ait  komplikasyonların daha düşük olduğu da bilinmektedir. SSVD riskleri vajinal doğumun kendi risklerini taşır, aynı zamanda  gerekli olması durumunda acil sezaryene dönülürse sezaryenin riskleri de devreye girecektir.

Vajinal doğumun riskleri vajen ve perine yırtıkları, anal sfinkter hasarı ve mesane (idrar torbası) yaralanması olarak sayılabilir. Bu riskler son derece düşük ve kabul edilebilir düzeylerdedir. Daha ciddi riskler ise rahimdeki eski sezaryen kesisinin yırtılması (uterin rüptür) ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen acil sezaryen işlemidir. Bu nedenle SSVD’nin riski normal doğumun başarılı olup olmamasına bağlıdır. Yapılan geniş çaplı çalışmalar SSVD başarısını %75 olarak tespit etmişlerdir. Yani, iyi hasta seçimiyle her 4 SSVD denenen hastadan 3’ü başarıyla normal doğum yapmaktadır.

Bu noktada önemli konu doğru hasta seçimidir. Örneğin, ilk sezaryeni baş-pelvis uygunsuzluğu nedeniyle yapılan hastalarda SSVD’nin başarı şansı daha düşüktür ve acil sezaryen oranları %37 olarak bulunmuştur. Öte yandan, ilk sezaryeni makat geliş nedeniyle yapılan grupta başarı şansı daha yüksek olup acil sezaryen oranı %14 olarak tespit edilmiştir. Bebeğin tahmini kilosu da belirleyici bir faktördür. Tahmini fetal ağırlık arttıkça SSVD başarısı düşmektedir.